17 Kasım 2017 Cuma

Geçen Haftalar, Kahvaltılar, Biraz Müzik ve Biraz Film

Zaman o kadar hızlı akıyor ki…Nasıl hafta başı olmuş, nasıl hafta bitmiş ve yeniden hafta sonu gelmiş hiç anlamıyorum. Hafta arası yoğun çalışma devam ederken hafta sonları da arkadaşlarla görüşme, sinema..vs derken zaman akıp gidiyor.

Geçtiğimiz haftalarda iki kez Yasemenillam ile buluştuk. Birinci buluşmamız Zorlu’da yer alan Eataly’de oldu. Eataly’de her pazar canlı caz müzik eşliğinde brunch var. Ezgi Ayçe Kızıldere kulaklarımızın pasını silerken biz de bol sohbetli bir kahvaltı yaptık.
İkinci buluşmamız ise Nişantaşı’nda Çeşme Bazlama Kahvaltı’da oldu. Mekanın önünde her zaman ki gibi sıra vardı. Sıra beklerken ben de birkaç fotoğraf çektim.
Nihayet masamıza yerleştiğimizde beklediğimize değdiğini gördük. Her şey harikaydı.
Benim çay ile aram yok ama çayın demlikle masaya gelmesi çay severler için sanırım büyük bir artı.
Bir de geçtiğimiz günlerde iki kez de sinemaya gittim. Ayla’yı ve Yol Ayrımı’nı seyrettim. Filmlerle ilgili düşüncelerimi ayrı bir yazıda paylaşmayı düşünüyorum.

Herkese şimdiden iyi hafta sonları…

2 Kasım 2017 Perşembe

Masumiyet Müzesi

Kitaptı, filmdi, tasarım günleriydi derken bu yazı epey gecikti. Gülşah ile film ekimine gittiğimiz gün bir de Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni gezmiştik. Müze, aynı adlı kitabın hayata geçirilmiş hali. Ben kitabı okumamıştım ama Gülşah okumuştu ve onun anlatımı ile müzeye hiç de yabancılık çekmedim.

Müze, Çukurcuma’da kiremit renkli 3-4 katlı ahşap bir konak. Girişte sesli rehber alıp Orhan Pamuk’un sesi ile gezilebiliyor. Biz de öyle yaptık.
Kitap, Kemal’in Füsun’a olan apansız aşkını anlatıyormuş. Öykü kurmaca. Ancak müze gerçek. Yani kurmaca öykünün gerçek müzesi J

Kemal, Füsun’a o kadar aşıkmış ki onun içtiği her sigaranın izmaritini biriktirmiş. Müzenin bir duvarında binlerce sigara vardı. O duvarı görünce Kemal’in aşkı bana aşktan öte bir saplantı gibi geldi.
Merdivenlerden yukarı doğru çıkıyoruz.
Katlar hep böyle loştu. Pencereler içeri ışık geçirmeyecek şekilde kapanmıştı. Bu da ben de kasvet duygusu uyandırdı L
Füsün ve Kemal’in rakı balık sofrası…
Yine Kemal’e ait ıvır zıvırlar…
Kemal’in yatak odası…
Bu odada aynı zamanda Orhan Pamuk’un kitabı yazarken kullandığı karalama sayfaları var.
 

27 Ekim 2017 Cuma

Tasarım Günlerine Devam

Eveeet, o zaman yeni hafta sonuna girmeden eski hafta sonunu tamamlayalım. Tomtom sokaktaki etkinlikte bina içlerine kurulan standların haricinde bir de sokakta açılan tezgahlar / standlar vardı. Bu tezgahların çoğunluğunu yiyecekler oluşturuyordu.

Zeytinyağlar, ballar ve ev yapımı makarnalar…
Nefis muffinler, cheesecakeler…
Çıtır çıtır ekmekler… Bu tezgahta ikram edilen ekmeği çok beğendim. Yapıldığı fırını /cafeyi en kısa zamanda ziyaret etmek istiyorum.
Son zamanların popüler uğraşlarından fanus ve çiçek tasarımları…
Ünlü bir markanın sponsorluğunda gelin ve damat J
Çiçeklerden bir salıncak…
Veee en çok ziyaretçi kabul eden alanlardan biri…3 boyutlu fotoğraf teknolojisi ile bir anda İtalya sokaklarına gidiyorsunuz.
İşte tasarım günleri böyleydi. Kaçıranlar üzülmesin Mayıs ayında tekrarı olacakmış, şimdiden söylemesi J

24 Ekim 2017 Salı

Tomtom Sokak’ta Tasarım Günleri

Geçtiğimiz hafta sonu Beyoğlu Tomtom sokakta tasarım günleri düzenlendi. Aklımda hiç gitmek yokken Pazar günü ani bir kararla tomtom sokağın yolunu tuttum. İyi ki gitmişim, çok hoş vakit geçirdim.

Mahallede yer alan bir kaç boş bina tasarım sergileri için kullanılmıştı. Her binada kendine has ilginç eşyalar sergileniyordu. Bina önlerinde maharetlerini sergileyen pandomim sanatçıları ve müzisyenler de keyfi arttırıyordu.
En sevdiğim standlardan biri burası oldu. Değişik temalarda çantalar, t-shirtler, sweat shirtler vardı. “She, the traveller” temalı bir tshirti kaptım buradan J
Takı, tuka…
İlginç çantalar…
Sokakta yer alan  binalardan bir tanesi de sanat eserlerine ayrılmıştı.İşte o eserlerden bazıları…
Gülnur Özdağları’ın plastik kullanarak ortaya koyduğu bir çalışma.
Devam edecek…

20 Ekim 2017 Cuma

Son Okuduklarım

Burada uzun süredir kitap paylaşımı yapmadığımı farkettim. O halde son okuduğum kitapları hemen paylaşayım.

İlki;  Kocan Kadar Konuş Diriliş J Kahkahalarla okuduğum ilk kitabın ardından ikincisini almakta hiç tereddüt etmedim. Okurken ilk kitaptaki kadar kahkahalar atmasam da yine severek okudum. Yazarın bir kitabını daha alabilirim sanırım :) Eğer biraz kafa dağıtmak, stresten uzaklaşmak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
İkinci okuduğum kitap ise Defne Suman’ın “Yaz Sıcağı” oldu. D&R’daki indirimden yararlanarak bu kitabı almıştım. Romana başlarken yazarı tanımadığım için çok büyük bir beklentim yoktu. Ancak kitabı beğenerek bitirdim. Hikaye, 70’li yıllarda ve günümüzde geçiyor. Genç bir kadının sürpriz bir biçimde aile sırlarını öğrenmesini ve geçmişi ile yüzleşmesini anlatıyor.
Son okuduğum kitap ise sevgili Gülşah’ın hediyesi “Çocuk Yasası” oldu. Hikaye İngiltere’de geçiyor. Çocuklarla ilgili davalara bakan bir hakimin hikayesi. Hakimin verdiği ince kararlar insanların yaşamını nasıl etkiliyor? Bir gün henüz 18 yaşını doldurmamış yehova şahidi lösemi hastası bir çocuk dini inançları gereği kan naklini reddediyor. Bu noktada devreye hakim giriyor ve olaylar gelişiyor. Bu kitabı da merakla ve beğenerek okudum. Gülşah’cığıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Keyifli okumalar…

17 Ekim 2017 Salı

Filmekiminin Ardından

Bu sene filmekimi festivalinde 2 film seyrettiğimden bahsetmiştim. Şimdi filmlerin detayını paylaşmak istiyorum.

Birincisi bir İtalyan filmi; Fortunata, yani Türkçeye çevrilmiş haliyle Şanslı. Filmin adına tezat şanssız bir kadının hikayesini izliyoruz. Eşinden şiddet gören ve boşanmaya çalışan bir kadının ayakları üzerinde durma mücadelesi anlatılıyor. Tüm gücünü küçük kızından alan Fortunata (Jasmine Trinca)’yı filmin kimi yerlerinde kızarak kimi yerlerinde de hak vererek seyrettim. Sonuçta sıkıcı olmayan, hızlı ilerleyen bir filmdi. Ama öyle aman aman bir film diyemem. Bir de diğer İtalyan filmleri gibi bol gürültülüydü J
İzlediğim ikinci film ise Son Tatil, orijinal adıyla The Leisure Seeker oldu. Biri kanser hastası diğeri Alzheimer olan bir çift, hayatlarının son dönemecinde tatile çıkmaya karar verirler. Daha doğrusu kanser hastası olan kadın karar verir ve eşini de alarak yola koyulur. Film boyunca onların yol hikayesini izliyoruz. Ödüllü oyuncular Helen Mirren ve Donald Sutherland’in baş rolleri paylaştığı bu filmi ben çok beğendim. Yer yer komik yer yer de duygusal olan filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kesinlikle tavsiye ederim.
Her iki film için de izleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler…

13 Ekim 2017 Cuma

Yine Beyoğlu, Yine Filmekimi

Yaseminella ile film ekimi bahnesi ile buluşmamızın ardından yine aynı bahane ile bu sefer Gülşah (https://gulsahtoptas.blogspot.com.tr) ile buluştuk.

Sabahın erken saatlerinde Beyoğlu’na hakim olan sessizliği seviyorum. Henüz kalabalık başlamamışken, itiş kakış olmadan İstiklal’de yürümek çok keyifli. Böyle sakin bir ortamda buluşarak öncelikle kahvaltımızı yaptık.
Sonrasında kitapçılarda, dükkanlarda oyalanarak Galatasaray’a kadar yürüdük. O esnada konu Masumiyet Müzesi’nden açıldı. Orhan Pamuk’un ünlü eserini ben henüz okumamıştım. Ancak kitap okuma hızına kesinlikle erişemeyeceğim Gülşah'cım tabi ki okumuştu. Çukurcuma’da kitabın adını taşıyan bir de müze var. Müzeyi her ikimiz de görmediğimiz için “E hadi gidelim Gülşah, sen kitabı da okuduğuna göre bana rehberlik yaparsın” teklifimi Gülşah da sıcak karşıladı ve müzeye doğru yol aldık. 

Yol esnasında karşımıza çıkan hoş grafitilerden bir örnekJ
Müze öncesinde durağımız son yıllarda yenilenen çehresi ile Tomtom Sokağı oldu.
Daha sonra bir kaç antikacının önünden geçtik. Çukurcuma, son yıllarda gelişme bakımından epey yol katetti. Buna rağmen bir çok yeri hala köhne ve bakımsız. Sanırım biraz daha zamana ihtiyacı var.
Evet ne diyorduk? Dolaşa dolaşa Masumiyet Müzesi’ne vardık. Fakat onu şimdi anlatmayacam. O başka bir yazının konusu.

Müze sonrası Gülşahcığımla kahve molası verdik. Eeee Çukurcuma’nın yokuşlarında yorulmuştuk J
Ve sinema zamanı… Amerikan yapımı bir film olan Son Tatil filmini seyrettik. Filmden de ilerleyen günlerde bahsedicem.
Film sonrası İstiklal’de sabah ki tenhalık yerini kalabalığa bırakmıştı. Güzel bir buluşmanın ardından kalabalığın içinde kaybolarak günü noktalamış olduk.