17 Mayıs 2017 Çarşamba

Ortaköy’de…

Pazar günü Gülşah ile buluştuk. (Önceki yazımda bahsettiğim Gülşah değil, bu Gülşah’a kısaca şen şakrak Gülşah diyebilirsiniz J) Her iki Gülşah’ı da çok seviyorum iyi ki hayatımdalar.

Ortaköy’de güne kahvaltı ile başladık. Henüz sabahın erken saatleri olduğun için etrafa huzur verici bir sessizlik hakimdi. Bi de kimseler olmadığı için en güzel manzaralı masayı kapmıştık J
Yeme içme olayını biraz fazla kaçırmış olabiliriz…
Kahvaltı sonrası Ortaköy sokaklarında dolaşmaya başladık.  Buraya gelip incik boncuk satan tezgahlara bakmadan dönmek olmazdı…
Deniz temalı ürünler satan bir tezgah…
Tasarım saatler…
Baskılı bez çantalar çok hoştu…
Sokaklarda gezerken hadi bir kahve içelim dediğimiz anda karşımıza bu cafe çıktı. Adını bilmiyorum ama dekorasyonu davet ediciydi. O yüzden kahve molamızı burada verdik.
Böylece güzel bir günü de noktaladık. 

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi

Burada daha evvel de bahsettiğim Satır Arası blogunun yazarı Gülşah, beni Akasya Avm içinde yer alan bir sergiye (müzeye) davet etmişti. Bu yüzden Cumartesi günü buluştuk.

Hisart, merkezi Çağlayan’da bulunan ve 1900’lü yıllarda meydana gelmiş savaşları dioramalarla yani 3 boyutlu canlandırmalarla anlatan bir müze.  Eserlerin bir kısmı Mayıs ayı sonuna kadar Akasya Avm içinde sergileniyor.

Bir etkinlikte bulunmak ve o dönemler hakkında fikir sahibi olmak için güzel bir sergi. Ancak savaş sahneleri, filmleri ve hikayeleri benim içimde hep bir huzursuzluk yaratır. Bu yüzdendir ki Avrupa seyahatlerimin hiç birinde toplama kampı ziyareti yapmamışımdır. Sergide ki dioramaları beğeni ile seyretmeme karşın o huzursuzluk duygusundan yine kaçamadım.

Bakalım neler varmış…  
Balkan Göçü…Sevdiklerini, maddi ve manevi sahip oldukları her şeyi geride bırakıp göç eden insanlar…
Çanakkale zaferi…
1.dünya savaşından bir sahne…
Ah Sarıkamış L
Bir Rum çeteci…
2.dünya savaşında esir düşmüş bir Yahudi…
Vietnam Savaşı...
Ve savaş malzemeleri…

11 Mayıs 2017 Perşembe

Büyükada’da Çok Şirin Bir Mekan

Aya yorgi tepesinde dinlenip manzaranın tadını çıkardıktan sonra aşağıya doğru yürümeye başladık. Bu sefer yokuş aşağıya indiğimiz için işimiz kolaydı.
Adanın merkezine geldiğimizde ise bir şeyler içmek için çok şirin bir cafede mola verdik. Büyükada Şekercisi Candy İsland isimli cafe rengarenk duvarları, masaları, sandalyeleri ile Alice Harikalar Diyarı görüntüsünde bir yer.
Aynı zamanda bir şekerci dükkanı olan cafede envai çeşit şeker bulmak mümkün.
Limonatası ve tatlıları da oldukça lezzetliydi.
Biraz daha sokakları gezdikten sonra dönüş yoluna geçtik.
Yalnız dönmeden evvel adanın meşhur dondurmacısına uğrayıp dondurma almadan dönmek olmazdı. Çok ilginç ki bu sefer dondurmacının önünde kuyruk yoktu.
Seyahatle kalın…

9 Mayıs 2017 Salı

Büyükada’da Bir Pazar

Prens adaları içinde en sevdiğim kuşkusuz Büyükada (Bu arada Kınalı’yı henüz görmedim ). Geçtiğimiz Pazar ailece burada vakit geçirdik.  Sabah 8:30 vapuru ile adaya hareket ettik. Vardığımızda ada gayet sessiz ve sakindi. Öğle üzerine doğru ise kalabalık iyice arttı. Bu yüzden erken gelerek iyi yaptığımızın bir kez daha farkına vardık.

İlk durağımız Ada Kahvaltı oldu. Burası, iskeleye yakın bir sokakta bir köşkün bahçesinde kahvaltı hizmeti veren bir mekan. Ev yapımı reçeller, ev yapımı poğaçalar, lezzetli kahvaltılıklarla kendimizi evimizde hissederek kahvaltı yaptık. Mekan sahibi de oldukça ilgiliydi. Bir daha adaya yolumuz düşerse kahvaltı mekanımız artık belli J
Kahvaltı sonrası ada sokaklarında yürüyerek Aya Yorgi tepesine doğru yol aldık.
En son üniversite yıllarımda tepeye çıktığım için yokuşun ne kadar yorucu olduğunu unutmuşum. Valla haftada 2-3 defa spora yapmama rağmen beni epey zorladı.
Tepeye adını veren Ayo Yorgi Kilisesi… Buraya her sene insanlar dilek dilemek için geliyorlar. Yokuş başından itibaren bir makarayı açarak kiliseye ulaşıyorlar. Ben bu tip şeylere pek inanmadığım için uygulamadım ama yol boyunca açılmış oldukça fazla sayıda ip gördüm.
Yaklaşık 100 sene evvel inşa edilmiş kilisenin içinden bir görüntü…
Veee manzara…Sırf bu manzarayı seyredebilmek ve manzaraya karşı bişiler içebilmek için buralara çıkmıştık. Tabi ki değdi J

4 Mayıs 2017 Perşembe

Moonlight ve Grace of Monako

Oscar adayları açıklandığından beri Moonlight’ı seyretmek istiyordum ve sonunda seyredebildim. Hikaye siyahilerin yaşadığı bir mahallede geçiyor. Uyuşturucu bağımlısı annesi ile yaşayan Chiron çevresindeki insanlara göre farklılık göstermektedir. O, zorba düzene uymayan, duygusal bir çocuktur. Bu özellikleri maalesef onun çevresi tarafından fiziksel ve sözel şiddete uğramasına neden olur ve zor bir çocukluk geçirir. Gençliğe adım attığı ilk yıllarda ise durum değişir ve  o da işleyen çarka uyar, kendi tabiri ile “sert” bir adam olur. En kötüsü de hiç sevmediği uyuşturucu işine bulaşır. Bu arada filmde Chiron’un gay olması ve onun hikayesi de işleniyor. Gelelim film güzel miyidi? Fena değildi ama bence Oscar alacak kadar da iyi değildi ne var ki akademi onu senenin en iyi filmi seçti.
Diğer izlediğim film ise Grace of Monaco oldu. Bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en zarif kadını olan Grace Kelly’nin hayatını seyredeceğim için heyecenla oturdum filmin başına ama maalesef hayal kırıklığı yaşadım.İnanılmaz derecede sıkıcıydı. Filmde, Grace Kelly’nin tüm hayatı değil Fransa’nın Monaco’yu kuşattığı dönem ve o dönemde Grace Kelly’nin siyasi rolü anlatılmış. 10 dakikalık konu 2 saate yayılmış. Kısacası ben hiç beğenmedim.,
İyi seyirler…

2 Mayıs 2017 Salı

Kitaplar, Kitaplar…

Kitaplığımda ki kitap sayısı gittikçe artıyor. Son zamanlarda kitap almamaya özen gösteriyorum. Daha önce almış olduğum kitaplar arasından seçim yaparak okuyorum. Şimdi burada okuduğum son 3 kitabı paylaşmak istiyorum.
Birincisi, Nermen Bezmen’in Bizim Gizli Bahçemizden…Sanırım yazarın okumadığım kitabı kalmayacak J Nermin Bezmen bu kitabı eşinin ölümünden sonra kaleme almış. Eşi Pamir Bezmen ile tanışma ve flört hikayesini anlatıyor. Kitapta zaman zaman günümüze geliyor zaman zaman da 1970’li yıllara gidiyor. Kitap güzeldi yalnız günümüze geldiği anlarda biraz sıkıcıydı.
İkinci okuduğum kitap ise Sarah Jio’nun Yeşil Deniz Kabukları oldu. Bu kitap için klasik bir bestseller romanı diyebiliriz. Okurken gayet güzel kafa dağıttı ancak bitiminden 1 hafta sonra kitapla ilgili pek bir şey hatırlamıyordum J
Son okuduğum kitap ise Metin Hara’nın Dem kitabı. Okumayı henüz bitirmedim. Daha önce yazarın Yol kitabını okumuştum, Dem de onun devamı niteliğinde. Yine benzer konular işleniyor. Enerji akışı, bilinci yönlendirmek, anda kalmak…vs. Güzel bir kitap, tavsiye ederim.
Keyifli okumalar…

28 Nisan 2017 Cuma

Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul

Hem bu şarkıyı severim hem İstanbul’u. Tabi ki tepelerden İstanbul’a bakmayı da severim ama en çok Pierre Loti’den İstanbul’u seyretmek keyif verir bana. Müze sonrası rotamızı Pierre Loti’ye çevirdik. Yağmur damlaları arabanın camına vururken az sonra Pierre Loti’de olacak olmanın heyecanı içimdeydi.
Vardığımızda mis gibi kokan leylakların içinden geçerek manzarayı seyre koyulduk.
Boşuna altın boynuz dememişler…
Üşüyene kadar manzarayı seyrettikten sonra hemen orada bulunan cafeye yöneldik.
Küçücük ama samimi bir mekandı. Bana hafiften Kapalıçarşı’daki Şark Kahvesini anımsattı. Burada Yaseminella ile türk kahvelerimizi yudumlayarak sohbete devam ettik.
Az ötemizde yer alan soba buraya kışın gelme fikrini aklıma getirdi. İstanbul karlar altındayken buraya gelip sıcacık sobanın yanına kurulup bişiler içmek çok hoş olur diye düşünüyorum.
Evet benden bu kadar, keyifle kalın…