20 Ekim 2017 Cuma

Son Okuduklarım

Burada uzun süredir kitap paylaşımı yapmadığımı farkettim. O halde son okuduğum kitapları hemen paylaşayım.

İlki;  Kocan Kadar Konuş Diriliş J Kahkahalarla okuduğum ilk kitabın ardından ikincisini almakta hiç tereddüt etmedim. Okurken ilk kitaptaki kadar kahkahalar atmasam da yine severek okudum. Yazarın bir kitabını daha alabilirim sanırım :) Eğer biraz kafa dağıtmak, stresten uzaklaşmak istiyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
İkinci okuduğum kitap ise Defne Suman’ın “Yaz Sıcağı” oldu. D&R’daki indirimden yararlanarak bu kitabı almıştım. Romana başlarken yazarı tanımadığım için çok büyük bir beklentim yoktu. Ancak kitabı beğenerek bitirdim. Hikaye, 70’li yıllarda ve günümüzde geçiyor. Genç bir kadının sürpriz bir biçimde aile sırlarını öğrenmesini ve geçmişi ile yüzleşmesini anlatıyor.
Son okuduğum kitap ise sevgili Gülşah’ın hediyesi “Çocuk Yasası” oldu. Hikaye İngiltere’de geçiyor. Çocuklarla ilgili davalara bakan bir hakimin hikayesi. Hakimin verdiği ince kararlar insanların yaşamını nasıl etkiliyor? Bir gün henüz 18 yaşını doldurmamış yehova şahidi lösemi hastası bir çocuk dini inançları gereği kan naklini reddediyor. Bu noktada devreye hakim giriyor ve olaylar gelişiyor. Bu kitabı da merakla ve beğenerek okudum. Gülşah’cığıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Keyifli okumalar…

17 Ekim 2017 Salı

Filmekiminin Ardından

Bu sene filmekimi festivalinde 2 film seyrettiğimden bahsetmiştim. Şimdi filmlerin detayını paylaşmak istiyorum.

Birincisi bir İtalyan filmi; Fortunata, yani Türkçeye çevrilmiş haliyle Şanslı. Filmin adına tezat şanssız bir kadının hikayesini izliyoruz. Eşinden şiddet gören ve boşanmaya çalışan bir kadının ayakları üzerinde durma mücadelesi anlatılıyor. Tüm gücünü küçük kızından alan Fortunata (Jasmine Trinca)’yı filmin kimi yerlerinde kızarak kimi yerlerinde de hak vererek seyrettim. Sonuçta sıkıcı olmayan, hızlı ilerleyen bir filmdi. Ama öyle aman aman bir film diyemem. Bir de diğer İtalyan filmleri gibi bol gürültülüydü J
İzlediğim ikinci film ise Son Tatil, orijinal adıyla The Leisure Seeker oldu. Biri kanser hastası diğeri Alzheimer olan bir çift, hayatlarının son dönemecinde tatile çıkmaya karar verirler. Daha doğrusu kanser hastası olan kadın karar verir ve eşini de alarak yola koyulur. Film boyunca onların yol hikayesini izliyoruz. Ödüllü oyuncular Helen Mirren ve Donald Sutherland’in baş rolleri paylaştığı bu filmi ben çok beğendim. Yer yer komik yer yer de duygusal olan filmi izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Kesinlikle tavsiye ederim.
Her iki film için de izleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler…

13 Ekim 2017 Cuma

Yine Beyoğlu, Yine Filmekimi

Yaseminella ile film ekimi bahnesi ile buluşmamızın ardından yine aynı bahane ile bu sefer Gülşah (https://gulsahtoptas.blogspot.com.tr) ile buluştuk.

Sabahın erken saatlerinde Beyoğlu’na hakim olan sessizliği seviyorum. Henüz kalabalık başlamamışken, itiş kakış olmadan İstiklal’de yürümek çok keyifli. Böyle sakin bir ortamda buluşarak öncelikle kahvaltımızı yaptık.
Sonrasında kitapçılarda, dükkanlarda oyalanarak Galatasaray’a kadar yürüdük. O esnada konu Masumiyet Müzesi’nden açıldı. Orhan Pamuk’un ünlü eserini ben henüz okumamıştım. Ancak kitap okuma hızına kesinlikle erişemeyeceğim Gülşah'cım tabi ki okumuştu. Çukurcuma’da kitabın adını taşıyan bir de müze var. Müzeyi her ikimiz de görmediğimiz için “E hadi gidelim Gülşah, sen kitabı da okuduğuna göre bana rehberlik yaparsın” teklifimi Gülşah da sıcak karşıladı ve müzeye doğru yol aldık. 

Yol esnasında karşımıza çıkan hoş grafitilerden bir örnekJ
Müze öncesinde durağımız son yıllarda yenilenen çehresi ile Tomtom Sokağı oldu.
Daha sonra bir kaç antikacının önünden geçtik. Çukurcuma, son yıllarda gelişme bakımından epey yol katetti. Buna rağmen bir çok yeri hala köhne ve bakımsız. Sanırım biraz daha zamana ihtiyacı var.
Evet ne diyorduk? Dolaşa dolaşa Masumiyet Müzesi’ne vardık. Fakat onu şimdi anlatmayacam. O başka bir yazının konusu.

Müze sonrası Gülşahcığımla kahve molası verdik. Eeee Çukurcuma’nın yokuşlarında yorulmuştuk J
Ve sinema zamanı… Amerikan yapımı bir film olan Son Tatil filmini seyrettik. Filmden de ilerleyen günlerde bahsedicem.
Film sonrası İstiklal’de sabah ki tenhalık yerini kalabalığa bırakmıştı. Güzel bir buluşmanın ardından kalabalığın içinde kaybolarak günü noktalamış olduk.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Filmekimi Bahanesiyle Buluşma

Geçtiğimiz hafta Yaseminella ile filmekimini bahane ederek buluştuk. Zaten bize buluşmak için bahane olsun J Önce beraber kahvaltı yaptık. Ardından Beyoğlu’nda biraz gezdik. Sonrasında ise bir cafeye oturup kahvelerimizi yudumladık.

Kahve siparişimizde ilginç bir durum yaşandı.Ben şekerli kahve severim, Yasemin de sade . Siparişlerimizi verdik ve beklemeye başladık. Bir süre sonra garson kahvemizi getirdi. Kahvemizi getiren kişi ile siparişi alan kişi aynı değildi. Dolayısıyla hangimizin şekerli hangimizin sade istediğini bilmiyordu. Hoş elindeki kahvelerin farklı olduğunu da bilmiyordu ya o ayrı konu. Neyse biz bu durumu söyleyince siparişi alan kişi geldi ve uzun uzun fincanlara baktı sonrasında bi tanesini alarak bana diğerini de Yasemin’e uzattı ve “tadın beğenmezseniz yeniden yaptırırım” dedi. İkimizin kahvesi de gayet güzeldi, teşekkür ettik. Garson yanımızdan ayrılırken yanındaki arkadaşına aynen şöyle diyordu “falcı olacakmışım yanlış olmuşum”. Yurdumun insanı servis yaparken bile şansını denemekten kaçınmıyor J
Kahve keyfinden sonra sinemanın yolunu tuttuk. Filmekiminde yine güzel filmler vardı bu sene. Bizim seçimimiz bir İtalyan filmi olan Fortunata yönünde oldu. Bol gürültülü klasik bir İtalyan filmiydi. Başka bir yazıda konusundan bahsedicem.

Film sonrası ise Otantik’te yemek molası vererek hem filmin muhakemesini yaptık hem de biraz daha sohbet ederek günü noktaladık.

28 Eylül 2017 Perşembe

Geldik Bir Seyahatin Sonuna

Londra’da gün biterken daha gezecek bir çok yerimiz vardı. London Eye’dan ayrılmamızın akabinde istikametimiz Trafalgar Square oldu. Covent Garden aklımda nasıl neşeli bir meydan olarak kaldıysa burası da sanırım kasvetli bir meydan olarak kalacak. Meydanda bir çok anıt bulunuyor. Bunların en önemlisi Nelson anıtı.
Seyahate çıkmadan evvel instagramda Londra’da bir dondurmacı keşfetmiştim. Milk Train isimli dondurmacı ilginç dondurmaları ile meşhur. Hem biraz soluklanmak hem de lezzetli dondurmalarından tatmak için kısa bir mola verdik. Pamuk şekerine sarılmış dondurma nefisti.
Sonrasında bu sefer yolumuz başka bir meydana Piccadilly Circus’ a çıktı. Piccadilly Circus’ın ortasında bulunan Eros, aşk oklarını atadursun biz çoktan ünlü çay evi Fortnum&Mason’a doğru yola çıkmıştık.
Fortnum&Mason envai çeşit çaylar ve çayla ilgili nesneler satan büyük bir mağaza. Aynı zamanda 5 çayları ile meşhur. İşte orada satılan bazı şeyler…
Ve son olarak ünlü alışveriş caddeleri Oxford ve Regent caddelerinden geçerek Marble Arc’a ulaştık.
Böylece kısa seyahatimiz de sona ermiş oldu. Dolu dolu her anı keyif içeren bir seyahatti.
Keşif ve seyahat hayatınızdan eksik olmasın… 

25 Eylül 2017 Pazartesi

Londra Klasikleri

Londra hatta İngiltere ile özdeşleşmiş bir çok yeri 3.günümüze bırakmıştık. Sabahın erken saatlerinde ilk olarak Madama Tussauds’a gittik.
Gişede bilet alırken farklı kombin seçenekleri vardı. Örneğin; Madame Tussauds+London Eye, Madame Tussauds+Sea Life..vs. Zaten London Eye’a da gitmeyi düşündüğümüz için kombin bilet fırsatından yararlandık.

Müzenin girişinde bizi ilk önce Marilyn Monroe selamladı.
Sonrasında bir çok ünlü ve film karakteri ile bol bol fotoğraf çekildik, selfie yaptık.
Tabi ki kraliyet ailesi ile de poz vermeyi unutmadık :)
Ve...Mustafa Kemal Atatürk….
Müzenin sonunda klasik İngiltere taksileri ile hızlı bir yolculuk düzenleniyor. Gezinin en keyifli kısmı burasıydı.
Sonrasında ise 15 dakikalık bir 4D sinema keyfi vardı. Bu kısım da eğlenceliydi.
Genel anlamda Madame Tussauds nasıldı diye sorarsanız “fena değildi” derim. Geçen sene İstanbul’da açılan müzeyi gezmiş ve beğenmiştim. Nedense Londra’dakinin İstanbul’a oranla epey geniş olduğunu düşünmüştüm. Arada çok çok da bir fark yok, bu yüzden biraz hayal kırıklığına uğradım sanırım.

Madame Tussauds sonrası sırada London Eye vardı. Ancak London Eye öncesinde St.James parkına uğrayarak biraz temiz hava aldık.
Ve…London Eye...Londra’ya çok yakışıyor.
Bir tam turu yarım saat sürüyor. O kadar yavaş dönüyor ki en tepesine çıktığımızı sonradan anladık. Yukardan görünen manzara harika. Westminster ve Big Ben en güzel yukarıdan fotoğraflanıyor.

22 Eylül 2017 Cuma

Londra’da Gün Biterken…

Çin mahallesinden ayrılınca bu sefer Covent Garden’a doğru yol aldık. Londra’da en sevdiğin yer neresi diye sorarsanız kesinlikle Covent Garden derim. Neşeli, eğlenceli, cıvıl cıvıl bir semt.
Meydanında ayrıca Apple Market isimli kapalı bir pazar bulunuyor. Bu pazarda çeşitli butikler ve cafeler yer alıyor.
Çoğunlukla tasarım ürünlerin satıldığı apple market hoş bir yer. Ancak fiyatlar biraz tuzlu.

Bu iştah açıcı kavanozlar aslında birer mum.
Minyatür süs eşyaları. Ne kadar hoş değil mi?
Covent Garden sonrası Neil’s Yard isimli sokağa geçtik. Renkli evlerin ve grafitilerin ağrılıklı olduğu sokak çok keyifliydi ama hafta sonu olması dolayısıyla oldukça kalabalıktı. Bu yüzden istediğim rahatlıkta fotoğraf çekemedim.
Artık ayaklarımızda kalan son derman ile istikametimiz Leicester Square… Burası küçük bir meydan. Ortasında Shakespeare’in heykeli var. Heykeli görünce son yıllarda klasik bir tiyatro oyunu seyretmediğimin farkına vardım. Genelde sezonun popüler oyunlarına gidiyorum. Bu sene şehir tiyatrolarında klasik bir oyun sahnelenirse gitmeyi planlıyorum.
Meydanın hemen yanında 4 katlı bir M&M mağazası var. İçine girdiğimiz zaman envai çeşit şeker arasında kaybolduk.
Ve…Günün sonu. Yarın bizi Londra’nın turistik yerleri bekliyordu…