11 Ocak 2018 Perşembe

7 Kocalı Hürmüz

Tek kelime ile harika bir oyun… Geçtiğimiz Aralık ayında Yaseminellam ile birlikte gittik bu oyuna. Biletlerini tam 1 ay önceden almıştık. Başrolleri Birce Akalay, İlker Ayrık, Yonca Evcimik, Suzan Kardeş gibi ünlü isimler paylaşıyor. Her oyuncu birbirinden başarılı. Özellikle Hürmüz karakterine bürünen Birce Akalay muhteşem.

Müzikal bir oyuna bilet almadan evvel iki kez düşünürüm. Çünkü müzikal oyunlar zaman zaman sıkıcı olabiliyor. 7 Kocalı Hürmüz epey uzun (yaklaşık 3 saat) sürmesine rağmen hiç sıkıcı değildi. İzlerken zamanın nasıl aktığını anlamadık. İşin özü gitmek isteyen varsa kesinlikle tavsiye ederim ama biletleri önceden almayı ihmal etmeyin.

9 Ocak 2018 Salı

Ayla ve Yol Ayrımı

Araya İspanya yazıları, yeni yıl yazısı..vs girince bu yazı epey gecikti. Geçtiğimiz aylarda Ayla ve Yol Ayrımı’nı sinemada seyrettim.

Ayla’yı sanırım seyretmeyen kalmamıştır ama yine de yorumumu yazayım J Film, Kore savaşında geçen gerçek bir hikayeye dayanıyor. Annesi ve babasını savaşta kaybeden minik Ayla’nın bir Türk askeri tarafından sahiplenilmesini anlatıyor. Ben filmi çok beğendim. Özellikle ilk yarısı mükemmeldi. Görüntüler, oyunculuklar büyük bütçeli Hollywood sinema filmlerini aratmıyordu. İkinci yarıda geçen bazı ayrıntılar ise bana gereksiz gelse de film genel anlamda çok iyiydi. Kısacası iyi ki seyrettim dediğim filmlerden bir oldu.

İkinci izlediğim film ise Yol Ayrımı idi. Film, henüz gösterime girmeden Şener Şen ismini duymak bile beni heyecanlandırmaya yetmişti ama maalesef filmi pek beğenmedim. Bi kere konu çok klişeydi ve oyunculuklar ortalama seviyede seyrediyordu. Filmin en göze çarpan karakteri Rutkay Aziz’di ama o bile filmi kurtaramamıştı.
İyi seyirler…

5 Ocak 2018 Cuma

Kitaplarda Saklı Hikayeler…

Her kitap kendi kahramanını, kendi zamanını ve hikayesini barındırıyor. Yeni bir kitaba başladığımda o zamana ve o kahramanların dünyasına sürüklenmeyi seviyorum. Genellikle de aynı tür kitapları peş peşe okumamaya çalışıyorum. Son zamanlarda birbirinden farklı 3 tane kitap okudum. İşte bu kitaplar;

Birinci okuduğum kitap Nermin Yıldırım’ın Saklı Bahçeler Haritası…Yazarın ilk defa bir kitabını okudum. Bir kaç ay evvel bir kafenin duvarında Nermin Yıldırım'a ait kitapların tanıtımını görmüştüm. Burada yazarın bir sözü çok hoşuma gitmişti. Git zaman gel zaman sonunda bir kitabını okumaya karar verdim. Tercihim Saklı Bahçeler Haritası yönünde oldu. Roman, iki kardeşin birbirine  yazdığı mektuplardan oluşuyor. Yazarın dilini ve anlatımını çok beğendim. Ancaaaak hikayeyi o kadar beğendiğimi söyleyemem. Çünkü kitabın geneline bir kasvet hakimdi. Hep kaybedişler, ölümler, göz yaşları..vs vardı. Bu yüzden biraz içimi kararttı L 
İkinci okuduğum kitap ise Fikriye ve Latife (Kemale Eren Kadınlar) odu. Bir Melike İlgün kitabı. Bu, Melike İlgün’ün okuduğum 3.kitabıydı ve yine çok çok beğendim. Biri Selanikli Mustafa’ya diğeri Kemal Paşa’ya aşık iki kadını tarafsız bir gözle ve harika bir dille anlatmış Melike İlgün. Kesinlikle tavsiye ederim.
Ve son okuduğum kitap ise Sarah Jio’nun Sahildeki Kulube oldu. Klasik bir best seller romanı. Kafam doluyken bu tip kitaplar okumak iyi geliyor. Ama neticede öyle aman aman bir durumu yok kitabın, sabun köpüğü tarzında.
Keyifli okumalar dilerim…

3 Ocak 2018 Çarşamba

Geç Kalan Bir Veda

2017 gitti hem de gideli tam 3 gün oldu. Ben hala veda yazımı yazmadığımı farkettim. O zaman arkasından hemen iki satır bişiler yazalım ve 2017’yi güzel güzel uğurlayalım.

2017 nasıl bir seneydi? İyi ya da kötü kelimeleri ile ifade edemeyeceğim bir seneydi. Ancak şunu söyleyebilirim o da dolu dolu geçen günlere sahipti.

Mayıs ayında yeni bir işe başladım. Yeni bir iş yeri, yeni arkadaşlar, ortam değişikliği hatta yaptığım işteki kısmi değişiklik en başta beni biraz yorsa da sanırım alıştım.
İtalyanca kursunda 8.seviyeye geçtim. Bitmedi gitti bu kurs J Ancak yavaş yavaş İtalyanca konuşabildiğimi farketmenin hazzı harika.
Herkes iyi gezdin dese de bence o kadar da gezemedim J İşe yeni başlamam dolayısıyla keşiflerim 4 günlük bir Londra seyahati ve 1 haftalık İspanya seyahati ile sınırlı kaldı. Ancak her iki seyahatten de oldukça keyif aldım. Özellikle Londra tatilim son yıllarda yaptığım en iyi tatillerden biriydi.
Tabi ki İstanbul’un keyfini sonuna kadar çıkardım.7 tepeli şehrimde yeni keşifler, yeni lezzetler her daim oldu hayatımda. Mesela Mart ayında Yaseminella ile Rejans’ta yediğimiz yemek unutulmazdı.
Okudum…okudum…İşe başlamam dolayısıyla okuma hızımda düşüş olsa da bir çok kahramanın hikayesi ile tanıştım.
Seyrettim…seyrettim. Hem beyaz perde de güzel filmler (özellikle filmekiminde) hem de sahnede güzel oyunlar seyrettim. Örneğin; Haldun Dormen’i tiyatro sahnesinde seyretme şansı yakaladım. Pera Palas’ın gizemli odaları arasında dolaşarak interaktif bir tiyatro oyununa katıldım.
Yaseminellam ile defalarca kez buluştum, Gülşahımla saatlerce telefonda görüştüm. Annemin ve babamın varlığı için binlerce kez şükrettim. 

Veee böylece bir seneye daha veda ettim. O zaman güle güle git 2017. Hoş geldin, sefalar getirdin 2018.

29 Aralık 2017 Cuma

Bibao ve Seyahatin Sonu

Eveeeet, 2017 bitmeden şu İspanya yazılarını bitirelim. Seyahatimizin son günü yolumuz Bilbao’dan geçti. Güneşli ama soğuk günde ilk durağımız Guggenheim Müzesi oldu. Guggenheim bir tür modern sanatlar müzesi.

Bahçedeki yavru köpeğe merhaba dedikten sonra müzenin bahçesinde ilerlemeye başladık.
Havuzlar..vs derken en meşhur eserlerden biri olan örümceği gördük.
Biraz daha bahçede dolaştıktan sonra (vaktimiz olmadığı için müzenin içini gezemedik) eski şehir merkezine doğru yol aldık. Renkli evleri, temiz sokakları, şirin cafeleri ile Bilbao hoş bir şehir.
Meydanlardan biri…
Yörede en fazla tüketilen yiyecek tuzlanmış balıkmış. Bu ürünün satıldığı bol miktarda satış noktası vardı J
Veee İstikamet İstanbul...Bir seyahati daha böylece bitirmiş olduk.

25 Aralık 2017 Pazartesi

İspanya’da Kuzey Şehirler...

Artık seyahatimizin sondan bir önceki günündeydik. Bu sefer kuzeye doğru yol alıyorduk. Hava sıcaklığı da hissedilir derece düşmüştü. Yol boyunca arabanın camlarından puslu havayı seyrediyor ve boğaları selamlıyorduk.
İlk durağımız Avila oldu. Avila, küçük sakin bir şehir. Yani kasabadan biraz hallice diyebiliriz. Şehri turistik tramvayla gezdik o yüzden çok fazla fotoğraf çekemedim.
İkinci durağımız ise Segovia oldu. Segovia, kemerler arasında kalan hoş bir şehir. Avila’dan daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.
Küçük küçük meydanlara, şirin cafelere ve butiklere sahip.
Meydanda Meson Candido isimli bir restoran var. Buranın en eskilerindenmiş ve yerel menü hazırlıyormuş. Yörenin en meşhur yemeği de boğa kuruğu yemeğiymiş. Bir önce ki günden midem kötü olduğu için ben denemedim ama o güzelim eski evin fotoğrafını çekmeden de geçemedim.
Griler içinde sarı, sapsarı bir ağaç.
Akşam saatlerinde son varış noktamız Burgos oldu. Masalsı şehir kapısından geçerek şehirde küçük bir tur attık. Böylece günü noktalamış olduk.

22 Aralık 2017 Cuma

Toledo ve Madrid

Geçen yazımda Madrid’in bir de bonusu olduğundan bahsetmiştim. İşte o bonus Toledo.  Madrid’e kadar gelmişken hemen yakınlarında yer alan Toledo şehrini de görelim dedik. İyi ki demişiz çünkü şehri çok beğendik.

Eski, çok eski bir şehir Toledo. Şehir surlarından içeri girildiği anda bu hemen hissediliyor.
Önce tepelere tırmandık. Bol bol manzara fotoğrafı çektik.
Sonra merkeze indik ve dar sokaklarda dolaşmaya başladık. Toledo’da en dikkat çekici figür Don Kişot. Hikaye kahramanı memleketinde krallar gibi ağırlanıyor. Onu her yerde görmek mümkün.
Toledo’nun Arnavut kaldırımı yollarında ilerlerken mini minnacık pastanelere rastlıyoruz. En çok satılan ürün de marzipan yani badem ezmesi. Ben pek badem ezmesi düşkünü olmasam da birbirinden güzel şekillere sahip badem ezmelerine kayıtsız kalamadım.
Ve bir kahve molası verdikten sonra rotamız Toledo’da önemli bir yapı olan Toledo Katedrali oldu.
Devasa büyüklükteki katedrali rehber eşliğinde gezdik.

Artık Madrid’e dönüş J Akşam saatleri vardığımız Madrid’de ilk durağımız Sol Meydanı'ydı.
Meydan epey kalabalıktı ve biz çok acıkmıştık. O yüzden kalabalığın arasından sıyrılarak bir cafeye gittik. Aslında cafe demek yanlış olur Plaza Mayor çevresinde sıralanmış büfelerden birine girdik. Madrid’in meşhur yiyeceklerinden biri olan kalamarlı sandwichler bu büfelerde bol bol bulunuyor. Fiyatı da gayet uygun.
Yemek sonrası biraz Plaza Mayor’da oyalandık. Yılbaşı pazarı kurulması dolayısıyla tezgahlar oldukça albeniliydi.
Ve ışıl ışıl caddeler arasında yürüyerek günü noktaladık.