20 Temmuz 2017 Perşembe

Kamondo Merdivenleri

Galata son yıllarda butiklerin ve cafelerin açılması ile keyifli semtlerden biri haline geldi. İtalyanca kursumun da o tarafta olmasından dolayı ben de sık sık uğrar oldum. Geçenlerde kurs çıkışı sokaklarında dolaşırken aklıma Kamonda Merdivenleri geldi. Bu merdivenleri ve öyküsünü duymama rağmen hiç görmemiştim. O yüzden Karaköy’e doğru biraz daha yürüyerek görme şansı elde ettim.

Kamonda merdivenleri, İstanbul’da yaşan Kamonda ailesi tarafından yaptırılmış. Yapılma amacının da ilginç bir nedeni var. Bu merdivenleri dönemin ünlü bankerlerinden Abraham Kamondo, Avusturya Lisesi’nde okuyan torunlarının yokuşu rahat çıkmaları için yaptırmış J
Merdivenleri fotoğrafladıktan sonra tekrar Galata’ya döndüm.
Güney restoranda bişiler atıştırmak için mola verdim. Güney restoran, semtin en meşhurlarından biri. Galata Kulesi’nin yanı başında  ve ortamı oldukça iyi. Sanırım gece Galata Kulesi’nin ışıkları yandığı zaman daha hoş bir ambiyansa bürünüyordur.
Ben ilk kez uğradığım restoranda pizza siparişi verdim. Karışık pizza sevmememe rağmen yanlışlıkla sipariş verdiğim pizzayı sevdim.
Keşifle kalın….

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Kapalıçarşı ve Havuzlu Restoran

Hafta sonu yine en sevdiğim yerlerden birinde Kapalıçarşı’daydım. Devasa labirentin sokaklarında gezdim, incik boncuklara dokundum, ufak tefek alışverişler yaptım.

Peştamaller, havlular ve diğer banyo setleri…
Fincanlar…
Bir kaç dükkanda bu rengarenk ayakkabı ve çizmelere rastladım. Sanırım bu ürünler turistler arasında revaçta.
Biraz acıkınca molamı Havuzlu Restoran’da verdim. Buranın tanıtımını geçenlerde tv’de görmüştüm şimdi de bizzat deneyimlemiş oldum.

Restoran, adını kapısının önündeki havuzdan alıyor. Kapalıçarşının keşmekeşinden uzak, şırıl şırıl akan havuz sesi ile burada bişeyler yemek mümkün.
Ben köfte tercih ettim. Fiyatlar da uygundu.
Ayrıca restoranın üst katında bir kahve salonu bulunuyor. Şatafatlı kahve salonundan bir fotoğraf aşağıda yer almakta.
Üst kata çıkarken rengarenk sıralanmış turşu kavanozlarını da fotoğraflamadan geçemedim.
Kapalıçarşı sonrası yavaş yavaş Eminönü’ne doğru yürüdüm. Mahmutpaşa, Mısır Çarşısı, Tahtakale derken tarihi yarımadada günümü tamamlamış oldum.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Kız Taşı ve Fatih Sarması

Camiden çıktıktan sonra Roma döneminden kalma ünlü sütun, Kız Taşı’nı bulmak üzere Fatih sokaklarında yürümeye başladım. Bu arada çevrede bir kaç esnafa sütunun yerini sordum ama maalesef cevap alamadım. Böyle durumlarda şaşkınlık içinde kalıyorum. Herkes her şeyi bilemez, herkesin ilgi alanları farklıdır ama insan semtindeki bazı önemli şeyleri bilmez mi? Artık sadece reklamların, sosyal medyanın bize dayattığı şeyleri bilir olduk.

Neyse biraz arama sonucunda Kız Taşı’nı buldum. Sütun, MS 450 yıllarında imparator Marcianus tarafından dikilmiş. 1908 yılında çıkarılan kaidesinde de Yunan tanrıçası Nike yer aldığı için Kız Taşı olarak çağrılmaya başlanmış. Kız taşı, Fatih’in orta yerinde ilgiden uzak, boynu bükük duruyordu.
Bir kaç fotoğrafını çektikten sonra Fatih'in başka bir simgesini görmek daha doğrusu tatmak için oradan ayrıldım.

Evet, fatih sarmasından bahsediyorum. Fatih sarması, süngerimsi, hafif bir tatlı.Yıllardır, Fatih’te küçük bir dükkanda sevenleri ile buluşuyor.
Ben de o meşhur dükkana uğradım ve tatlıyı paket yaptırarak eve götürdüm. Porsiyonlar bir kişinin yeme kapasitesine göre çok büyük onu baştan söyliyim. Peki beğendim mi? Maalesef ben sevemedim bu tatlıyı. Tatlıda çok fazla yumurta kokusu ve yumurta tadı aldım ve sanırım benim damak tadıma da hitap etmiyor. Ancak merak ettiğim bir lezzeti de denemiş oldum.
Keyifli haftalar dilerim…

29 Haziran 2017 Perşembe

4.Tepede İlk Defa

Geçenlerde İstanbul’da hala görmediğim bazı semtler olduğunu farkettim. Örneğin; Fatih semti…İstanbul’da gezmedik  görmedik yer bırakmayan ben İstanbul’un en eski semtini nedense ihmal etmişim. Bu yüzden ilk fırsatta soluğu Fatih’te aldım.

İstanbul’un en eski semti olan hatta bir zamanlar merkezi olarak kabul edilen Fatih, 7 tepeli şehrin 4.tepesinde yer alıyor. Semtin sahip olduğu bir çok tarihi eser var. Bunlardan biri de Fatih Camii…

İstanbul’daki 7 tepenin önemli özelliklerinden biri her tepede muhteşem bir cami olması. 1.tepede Sultanahmet Camii;  2.tepede Nur-i Osmaniye Camii;  3.tepede Süleymaniye (bence en güzeli), 4.tepede Fatih, 5.tepede Yavuz Sultan Selim, 6.tepede Mihrimah Sultan ve son olarak da 7.tepede Haseki Camii bulunuyor.

Fatih camisinin bulunduğu konum ise tarih boyunca önem arz etmiş.1.Constantinus’un Havariyyun kilisesini buraya yaptırdığı sanılıyor.
Cami, büyük bir külliye içinde yer alıyormuş. Ancak külliye içinde yer alan hastane, medrese gibi yapılar günümüze ulaşmamış durumda.
Caminin iç görünümü…
Külliye içinde başta Fatih Sultan Mehmet olmak üzere bir çok Osmanlı yöneticisinin ve aile bireylerinin türbesi ve mezarı bulunmakta. Fatih Sultan Mehmet türbesi tadillattaydı.
Tadilattta olmayan bazı türbeler…
Camiyi gezdikten sonra Fatih’te biraz dolaştım ve daha da eskilere Bizans’a uzandım. O da bir daha ki yazıya…

23 Haziran 2017 Cuma

İyi Bayramlar

Bir yanım son derece yeniliklere açıkken bir yanım da hala gelenekçi. Yeni lezzetlerin, yeni mekanların, yeni seyahatlerin peşinde koşarken geçmişte sahip olduğum şeyleri de kolay kolay bırakamıyorum. Bunlardan biri de bayramlar…

Çocukluğumda  arefe günleri babamla alışverişe çıkar ve bana mutlaka bayramlık alırdık. O zamanlar avmler yoktu. Rotamız Osmanbey ya da Beşiktaş olurdu. Yeni elbisemi giymek için bayram sabahını dört gözle beklerdim. Şimdilerde tabi ki kendime bayramlık elbise almıyorum ama yine de bayram günleri özenli giyinmeye çalışıyorum.

Yine çocukluğumda babaannemlere ve anneannemlere bayram ziyaretleri yapardık. Babaannemde göbek tatlısı, anneannemde de baklava her zaman hazır olurdu. Artık ziyaret edecek kimsemiz yok, küçük bir aile olduğumuz için ziyaretçimiz de olmuyor bayramlarda ama ben yine de adet yerini bulsun diye mutlaka bir tatlı hazırlıyorum. Annem, babam ve ben afiyetle yiyoruz J

Kısacası elimden geldiğince bayram ruhunu yaşamaya çalışıyorum ama bu demek değil ki bayramlarda seyahat edenleri acımasızca eleştiriyorum. Bütün sene boyunca yorulan insanların 3-5 günlük tatili nefes almak için kullanması kadar doğal bir şey de yok. Sonuçta herkes kendi tercihini belirler. 
Şimdiden herkese iyi bayramlar ve iyi tatiller diliyorum...

15 Haziran 2017 Perşembe

Ne Güzel Bir Gün

İtalyanca kursum tüm hızıyla devam ediyor. Bu hafta başlayalı tam 1 sene oldu. Şu an İtalyanca’yı konuştuğum söylenemez ama konuşulanları anlamaya başladım. O da yüzde yüz değil ama olsun, ilk başladığım seviyeyi düşünecek olursak epey gelişme gösterdim sanırım. Ah biraz da çalışabilseydim, süper olacaktı.

Geçtiğimiz hafta sonu kursta İtalyan sinemasına ait bir film seyrettik. Orijinal adı “Che Bella Giornata” olan filmin adını Ne Güzel Bir Gün diye çevirebiliriz. Filmi alt yazısız orjinalinden seyrettik. Elbette kaçırdığım noktalar oldu ama genel anlamda izlerken sıkıntı çekmedim.

Filme gelecek olursak Checco Zalone ve Nabiha Akkari baş rolleri paylaşıyor. Oyuncuları ilk defa gördüm ama oldukça başarılı buldum. Komedi türündeki filmde tarihi eserleri korumak için güvenlik görevlisi olan Checco’nun hikayesi konu edilmiş durumda. Keyifli bir 1-2 saat geçirmek için ideal bir film olduğunu söyleyebilirim.

11 Haziran 2017 Pazar

Kitaplığıma Yeni Eklenenler

Uzun zamandır burayı ihmal ettiğimin farkındayım. O zaman bugün kitaplarla bir dönüş yapalım. Son zamanlarda konuları birbirinden tamamen farklı 3 tane kitap okudum.

Birincisi Zülfü Livaneli’nin son kitabı Huzursuzluk… Yazarın anlatımını ve hikayelerini severim. O yüzden kitabı alırken hiç tereddüt etmedim. Zülfü Livaneli bu sefer Suriye’ye uzanmış ve savaşın girdabındaki Yezidileri anlatmış. Hikaye Suriye ve Mardin hattı üzerinde geçiyor. Zaten ince olan kitabı başladığım gün bitirdim. Ancak bitirdiğim zaman aynı kitabın adına yakışır biçimde içimde bir huzursuzluk meydana geldi. İlk defa olarak bir Zülfü Livaneli kitabını keyif alarak bitirmedim.
İkinci okuduğum kitap ise Mario Levi’nin yazmış olduğu Madam Floridis Dönmeyebilir oldu.İnanın son yıllarda hiçbir kitabı okurken bu kadar sıkıldığımı hatılamıyorum. Kitaptaki cümleler paragraf boyutunda. Öyle ki cümleyi bitirdiğim zaman başını unutmuş oluyordum. İlk defa yazarın bir kitabını okudum. Diğer kitapları da böyle midir bilmiyorum ama bi daha aynı yazara ait bir kitap almam sanırım. Tabi ki bu yorumum yazarın başarısız olduğunu göstermez hatta mutlaka başarılı ki Mario Levi olmuş .Sadece bana hitap etmedi diyeyim.
Üçüncü Kitap ise Kuyucaklı Yusuf… Sabahattin Ali’nin güzel eserlerinden biri.Anne ve babasını çocuk yaşta kaybetmiş Kuyucaklı Yusuf’un hikayesi konu ediliyor. Kitabı henüz bitirmedim ama keyifle akıyor. Son yıllarda Kürk Mantolu Madonna fırtınası esiyor fakat bence yazarın diğer kitaplarına da şans verilmeli.Şahsen ben Kuyucaklı Yusuf’u  Kürk Mantolu Madonna’dan daha çok sevdim.